C. G. Jung’un Eserlerinin Eleştirel Baskısı’nın (Critical Edition of the Works of C. G. Jung) yakında yayımlanacağı duyurusu üzerine — ki bu, Sonu’nun onlarca yıldır gerçekleştirmeyi umut ettiği bir projeydi — kendisiyle iletişime geçtim. Uzun yıllardır birbirimizi tanıyoruz ve bir söyleşi yapmayı kabul etti. 17 Temmuz 2024’te kaydedilen konuşmamız aşağıdadır. İçerik bakımından hafifçe düzenlenmiştir. Aşağıda okuyacaklarınız, bir tarihçinin ve onun yolculuğunun hikâyesidir.
Lance Owens:
Mart 2024’ün ilk haftasında Princeton University Press’ten, C. G. Jung’un tüm eserlerinin yeni, çok ciltli bir eleştirel baskısının yayımlanacağına ilişkin büyük bir duyuru aldım. Bu projenin en az yirmi yıldır zihninizde olduğunu biliyordum. Böylesine devasa, karmaşık ve pahalı bir projenin asla gerçekleşmeyeceğini düşünmüştüm. Fakat artık gerçekleşiyor. Neler yapılıyor?
Sonu Shamdasani:
Bu proje, Jung’un eserlerinin eleştirel bir baskısı olacak. Bu, mevcut Toplu Eserler’de (Collected Works) yer alan her şeyi, ayrıca bu eserlerin içeriği sabitlendikten sonra gün yüzüne çıkan yayımlanmamış metinleri de kapsayacağı anlamına geliyor. Bu malzemeler yeni bir çeviriyle ve tam bir bilimsel aygıtla (full scholarly apparatus) sunulacak. Her cildin yaklaşık %35’i; kapsamlı bir giriş, ayrıntılı kronoloji ve mektuplaşmalar ile diğer yayımlanmamış belgelerden hareketle hazırlanmış referanslardan oluşacak. Proje 16 ila 20 yıl sürecek ve 26 ciltle tamamlanacak.
LO:
Toplu Eserler’i ilk okuduğumda Jung’un hangi düşüncesini ne zaman söylediğini ya da yazdığını anlamakta zorlanıyordum. Metinler tematik kategorilere göre dağılmıştı fakat kronolojik bir izlek yoktu. Metinlerin farklı versiyonları vardı. İlk hali neydi? Sonraki değişiklikler nelerdi? Şimdi siz tüm bunları sistematik olarak bir araya getiriyorsunuz. Bu kapsamda başka bir akademik proje biliyor musunuz?
SS:
Princeton University Press’te iki proje daha var ki ölçek bakımından daha da büyük: Thomas Jefferson belgeleri projesi ve Einstein’ın eserleri. Bu proje onların yanına konumlanıyor.
LO:
Thomas Jefferson, Albert Einstein ve C. G. Jung…
SS:
(Evet, gülüyor.)
LO:
Bugün asıl ilgilendiğim şey sizin tarihçi olarak yolculuğunuz. Jung ile yirmili yaşlarınızdan beri uğraşıyorsunuz. Bu noktaya nasıl geldiniz?
SS:
Blake’in şu sözleri aklıma geliyor: “Aptal kişi aptallığında ısrar ederse…”
Kapıların açılıp kapanması, Jung tarihi üzerine bağımsız olarak yürüttüğüm araştırmayı sürdürmeme yol açtı.
LO:
Başlangıca dönelim. 19 yaşında Hindistan’da bir guru ararken Jung’un Altın Çiçeğin Sırrı (The Secret of the Golden Flower, 1929/1983) kitabıyla karşılaşmanızdan söz etmiştiniz. Bristol’de felsefe okurken ne oluyordu?
SS:
Psikolojiyle tanışmam o dönemde oldu. Başlangıçta Jung’a ve psikoterapiye ilgi duyuyordum. Fakat alanın dağınık olduğunu hissettim. Bunun nasıl bu hale geldiğini anlamak istedim. Bu da beni psikoloji tarihine götürdü ve o zamandan beri oradayım.
LO:
Doktora yapmaya karar verdiğiniz noktaya kadar dokuz yıl akademi dışındaydınız.
SS:
Evet. O dönemde resim yapıyordum, sosyal hizmette çalıştım, ruh sağlığı hastanelerinde ve öğrenme güçlüğü olan bireylerle çalıştım. Bu, beni kütüphaneden çıkarıp gerçek dünyayla buluşturdu. Çok öğreticiydi.
LO:
Michael Fordham ile nasıl tanıştınız?
SS:
Frank Miller üzerine çalışıyordum — Jung’un Libidonun Dönüşümü (Transformation of the Libido, 1952/1977) metnindeki figür. Bu beni arşivlerin labirentine soktu ve oradan pek çıkmadım. William McGuire ile temas kurdum; o da beni Fordham’a yönlendirdi.
Fordham beni tren istasyonundan aldı. Arabası hızlıydı; ön panelin yarısı piposunun yanık izleriyle kaplıydı. Konuşurken yola değil size bakardı. Hayatta kalacak mıyım diye düşündüğüm o ilk buluşma, önemli bir dostluğun başlangıcı oldu. O benim mentorum oldu.
LO:
Fordham’ın elinde olağanüstü bir arşiv vardı.
SS:
Evet. Toplu Eserler’in tamamlanmış ve nihai olduğunu sanıyordum. Oysa yayımlanmamış metinler vardı. Yayıncılarla Jung mirasçıları arasında yapılan görüşmelerde yeni materyal eklenmesi engellenmişti. Bir kısmı 18. ciltte (gayriresmî olarak “junk volume” denen) yer aldı; geri kalanı dışarıda bırakıldı. Bu benim için yayımlanmamış materyalin ilk işaretiydi.
LO:
O dönemde arşivler erişilebilir miydi?
SS:
Evet, hepsi erişilebilirdi. Sorun kapalı olmaları değil, kimsenin bakmıyor olmasıydı.
LO:
1992’de Jung’un Kundalini Yoga Seminerlerini (1996) düzenleme görevi aldınız.
SS:
Evet. Bu beni 1994’te Zürich arşivlerine götürdü. 1993’te hazırlanmış ilk Jung elyazmaları kataloğunu edindim. Orada Toplu Eserler’de yer almayan muazzam bir materyal vardı.
LO:
Richard Noll’un kitaplarına verdiğiniz yanıt olan Cult Fictions (1998) nasıl ortaya çıktı?
SS:
Noll’un iddiaları tarihsel olarak temellendirilmeye muhtaçtı. O sırada Kırmızı Kitap’ın (Liber Novus) transkripsiyonunu bulmuştum ve üzerinde çalışıyordum. Bu, onun Jung portresinin yanlış olduğunu gösterecek kanıt sağladı.
LO:
Ximena de Angulo ile nasıl tanıştınız?
SS:
Cary Baynes ile Jung arasındaki mektupları görmüştüm. Cary, Liber Novus’u daktilo etmişti. William McGuire bana Ximena’nın hayatta olduğunu söyledi. Onunla 1995’te tanıştım. Annesinin “Zürich papers” diye etiketlenmiş bir sandığını saklamıştı. İçinden Kırmızı Kitap’ın 1925 tarihli daktilo nüshası çıktı.
LO:
Liber Novus’u ilk okuduğunuzda ne hissettiniz?
SS:
Bu bir delinin sayıklamaları değildi. Otomatik yazı da değildi. Son derece süslü, bilinçli, teolojik ve edebî göndermelerle örülü bir yapıttı. Anlamaya çalışmayı bıraktım; içine girmeye çalıştım. Her gün birkaç sayfa çevirerek metnin dünyasına adım attım. Bu yıllar sürdü.
LO:
Kırmızı Kitap 2009’da yayımlandı. 15 yıl sonra etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
SS:
Jung Çalışmaları dönüştü. Artık insanlar doğrudan Kırmızı Kitap ya da Black Books’a yöneliyor. Mitlerle, efsanelerle ya da hagiografilerle karşılaşmadan kaynağa gidiyorlar. Metinler, mitlerden çok daha zengin.
LO:
Yeni 26 ciltlik Eleştirel Baskı bu süreci nasıl etkileyecek?
SS:
Bir disiplinin gücü birincil literatürüne bağlıdır. Metinlerin filolojik olarak doğru kurulması şarttır. Toplu Eserler’de kimi yerlerde metinler ilk yayınlarla örtüşmüyor; aşırı editoryal müdahale var. Temel filoloji tesis edilmeden sağlam bir araştırma zemini oluşamaz.
LO:
Şu an hangi dönem üzerinde çalışıyorsunuz?
SS:
Jung’un 1904’te Burghölzli’deki dönemi. Genç bir psikiyatrist olarak adli raporları, vaka dosyalarını ve yayımladığı metinleri birlikte okumak son derece zenginleştirici.
LO:
Jung’un on binlerce yayımlanmamış mektubu hakkında ne düşünüyorsunuz?
SS:
Darwin yazışmaları projesi gibi bir dijital edisyon mümkün. Basılı olsa 80 cilt eder. Yapılabilir; mesele ilgi ve kaynak.
LO (kapanış):
Yıllar boyunca arşivlerde yürüttüğünüz çalışma, Jung tarihini dönüştürdü. Teşekkür ederim.
Kaynak
https://www.academia.edu/143260416/History_and_the_Transformation_of_Jung_Interview_with_Sonu_Shamdasani_2025_
