Açıklama
Terapötik Diyaloglar, klasik bir sergi konuşmasının ötesine geçen, sanat yapıtını ortak bir dikkat ve düşünme alanı olarak ele alan bir buluşma formatı. Burada eser, yalnızca estetik bir nesne ya da üzerine konuşulacak bir konu değil; sanatçının üretim deneyimiyle izleyicide uyanan duygusal ve düşünsel hareketi aynı anda görünür kılan bir zemin olarak çalışıyor. Amaç, tek bir “doğru yorum” üretmekten çok, eserin açtığı alanı birlikte duyabilmek ve o alanın içindeki gerilimleri, yakınlıkları, mesafeleri daha incelikli bir dille konuşabilmek.
İlk oturumun teması olan “Bölünme” de bu nedenle seçildi. Buradaki bölünme, bir teşhis dili olarak değil, çağdaş insanın çok tanıdık bir iç deneyimi olarak ele alınıyor: iç dünyayla dışarıda kurduğumuz kimlik arasındaki ayrım, bedensel duyumla zihinsel anlatı arasındaki kopukluk, yakınlık arzusu ile korunma ihtiyacının aynı anda var olması gibi haller. Sanat, tam da bu çatallanmış alanı görünür kılabildiği için, “bölünme” temasını konuşmak adına güçlü bir sahne kuruyor.
Bu oturumda buluşmanın zemini, Güler Güçlü’nün Zihin Kütüphanesi sergisindeki “Eşref-i Mahlukat” üçlemesi. Güler Güçlü’nün pratiği, form ile içsel gerilim arasındaki ilişkiyi güçlü biçimde taşıyan bir dil kuruyor ve bu da Terapötik Diyaloglar’ın aradığı temas alanıyla çok doğal bir uyum yaratıyor.
Akışta önce eserle kısa bir sessiz karşılaşma açılıyor; ardından sanatçı üretim sürecine dair katmanları paylaşıyor; ben de klinik psikolog olarak izleyicide beliren duygu, çağrışım, temas ve gerilim biçimlerini etik bir çerçevede düşünmeye açıyorum. Sonrasında katılımcıların katkılarıyla konuşma genişliyor ve oturum, birlikte kurulan anlam alanını toparlayan kısa bir kapanışla tamamlanıyor.
Kısacası bu format, sanat ile psikolojik düşünmeyi aynı masada buluşturan, hem derinlikli hem de özenli bir kamusal diyalog alanı kurmayı hedefliyor.

